Doğum sonrası depresyon: Babalar
neden çok önemli?
Doğum Sonrası Rastlanan
Duygular...
Ey erkekler öncelikle sözümüz size.
Düşünün ki eşiniz size dünyanın en
güzel armağanını veriyor. O
armağanda sizin kanınız,
hormonlarınız, genleriniz kısaca
sizin pek çok özellikleriniz var.
Çocuğunuzun en azından daha mutlu,
daha rahat beslenmesini ve
büyümesini istiyorsanız ve ileride
başarılı ve sağlıklı olmasını
istiyorsanız, size de düşen görevler
var. Bu görevler aslında annenin
hamileliği ile birlikte başlıyor.
Eşiniz o hayatınızın en güzel
hediyesini size ulaştırmak ve onu
sizin kollarınıza vermek için
vücutça, hormonel olarak ve duygusal
açıdan çok yıprandı. Annenin hiçbir
zaman olmadığı kadar sizin ve
yakınlarının desteğine ihtiyacı var.
Sağlıklı, akıllı, iyi huylu bir
çocuğunuzun olmasını istiyorsanız,
eşinizi anlamaya çalışıp, ona yardım
etmeniz gerekmektedir. Ataların
dediği gibi “Anasına bak, kızını
al”. İleride çocuğunuzla dost olmak
istiyorsanız bunun temelini daha
hamilelikte anne karnında iken onu
severek, annenin moralini yüksek
tutarak yapabilirsiniz. Çünkü
bebeğiniz annenin göbek bağından
geçen hormonlarla içeriden dışarıyı
hissederek, adeta anahtar deliğinden
gözler gibi aile çevresini ve dış
dünyayı izlemektedir.
Size de sözümüz var anneanne,
babaanne ve görümceler. İşte
ailenize yeni bir kişi daha
katılıyor. Bakın, kızınız size
tekrar gençlik anılarınızı
yaşatacak, neslinizi devam
ettirecek, kendiniz ve
yakınlarınızdan göz, kaş, burun vb.
özellikler bulabileceğiniz, bir
yumurcak, cimcime, ufaklık, altıntop
ne derseniz deyin bir yavru dünyaya
getirdi. İleride onun ailesi, vatanı
ve hatta tüm dünya için hayırlı, iyi
bir insan olup, onunla gurur duymak
istiyorsanız annesinin hamileliği ve
sonrasını rahat, huzurlu geçirmesi
şart. Siz büyükler olarak bu yazıyı
okuyun ve gereken durumlarda gerekli
tedavi için tedbirinizi alın. Atalar
gene diyor ki “Yaşlılar yapabilse,
gençler bilebilse”. Siz
tecrübelerinize burada yazılan
bilgileri de katarak, gerekli
durumlarda gençleri psikiyatrik
tehlikelere karşı uyarıp,
tedbirinizi vakit geç olmadan alın.
Gebelikte Kusma:
Ailenin bir numaralı ufaklığı
banyodaki annesinin yanından
babasına seslenmektedir “Baba, annem
gene çok dondurma yedi herhalde
midesi bulanıyor. Bugün benim de
midem bulanıyor, okula gitmeyip,
annemin yanında kalabilir miyim?
Üstelik annemin karnındaki
kardeşimle de konuşayım, bakalım
onun da midesi bulanıyor mu?”
Gebelik annelerin vücut yapısında,
hormonal ve ruhsal yapıda yaptığı
değişimler sonucu hayatı az ya da
çok etkileyen bir dönemdir. Annedeki
bu vücutsal değişimler sadece
annenin kendisini değil ailenin
tümünü etkilemektedir. Bu etkiler
kişilerin aile yapıları, kültürel
düzeyleri, kişilik yapıları, yaş
grupları vb gibi çok çeşitli
faktörlerle değişiklikler
göstermektedir. Bu dönemde
görülebilen bulantı ve kusmalar da
anne ve bebekte kilo kayıpları
hatta, tedavisiz kalındığında bebek
ölümü riski taşıması nedeniyle
hayati önemdedir.
Normal Gebelik Bulantı ve Kusmaları:
Gebeliğin başlangıç dönemlerinde ve
özellikle sabah saatlerinde
görülürler. Hamileliğin ikinci
yarısından sonra görülmezler. Bu
bulantı ve kusmalar vücutta su ve
tuz denge bozukluğuna ve çok büyük
sorunlara yol açmazlar.
Hiperemezis gravidarum:
Bu tip kusmaların özelliği normal
gebelik bulantı ve kusmalarından
daha aşırı düzeyde olmalarıdır.
Toplam vücut ağırlığının en az % 5
kadarının (60 kg ağırlığında bir
anne adayının en az 3 kg kaybetmesi
gibi) azalması ve idrara keton
cisimleri dediğimiz maddelerin
çıkması ile karakterizedir. Bu durum
sonucunda vücutta sıvı eksikliği, su
ve tuz dengesinde bozulma, idrara
vücut için çok gerekli olan
proteinlerin geçmesi, kalp atım ve
nabız sayısında değişimler,
karaciğer ve böbreklerde yapı ve
işlev bozuklukları, gözün retina
katmanında değişiklikler ve sarılık
görülebilmektedir.
Genellikle hamileliğin 5.ayından
itibaren azalmakla birlikte normal
kusmalardan farklı olarak, daha
ileri dönemlere de uzayabilmekte ve
hastanede belli bir süre yataklı
tedaviye gerek duyulabilmektedir.
1000 anne adayından 1-10 kadarında
gözlenebilmektedir.
Anormal gebelik kusmaları
(hiperemezis gravidarum) riskini
arttıran durumlar:
*Tiroid bezlerinin, karaciğer
bozukluklarının varlığı, şişmanlık,
daha önce hiç doğum yapmamış olması
ya da ileri annelik yaşı, o andaki
ikiz-üçüz gibi çoğul gebelikler,
annenin sigara içmesi
Anormal kusmalara yol açan ruhsal
etkenler:
*Depresyon, histrionik kişilik
bozukluğu ve kaygı bozuklukları
(panik bozukluk, genelleşmiş kaygı
boz. ve obsesif-kompülsif boz. gibi)
*Aileler arası ve eşler arasındaki
sorunlar
*Hamileliğin ya da kadınlık
özelliklerinin birey tarafından
olumsuz olarak algılanması
*Hamilelikle ilgili bilgi düzeyinin
yetersizliği, kadın-doğum uzmanı ile
olan sorunlar
*Anne adayının uygun bir çevresel
desteğinin (anne, kardeş,eş,
kayınvalide ve komşuların ) olmaması
*Uygunsuz diyetler yapma, geçmişinde
anoreksia ve bulimia gibi yeme
bozukluklarının bulunması.
Psikiyatrik Tedavi:
Tedavide hipnoz ve psikoterapiden
faydalanılabilir. Hipnozda benzer
duruma sahip bireylerin katıldığı
grup hipnozlarının daha etkin olduğu
gözlenmiştir. Psikoterapide
destekleyici ve davranışçı terapi
kullanılır.
Doğum Sonrası Rastlanan Duygu-Durum
Bozuklukları:
1-Doğum sonrası hüzün yaşantısı:
Doğumu izleyen 2-4. gün
oluşabilmektedir. Hafif düzeyde de
olsa gerginlik, yorgunluk, çocuğunun
ya da kendisinin sağlığını konu
edinen endişeler, ağlama, sıkıntı,
dikkati odaklayamama ve uykuya
dalmada sorun ya da sık uyanma
görülebilmektedir. Bu durum en yoğun
olarak iki gün kadar yaşandıktan
sonra, iki hafta kadar sonra
düzelir. Doğum yapan kadınların en
az yarısında görülmektedir.
Belirtiler herhangi bir tedavi
uygulanmadan kendiliğinden
geçmektedir.
Doğum sonrası hüzünde risk
etmenleri:
*Kişinin kanında bulunan kortizol
düzeyinin yüksek olması
*Kişinin ilk adetinin yaşıtlarına
göre daha küçük bir yaşta
gerçekleşmesi
*Bireyinin adetlerinin yaşıtlarına
göre daha kısa sürmesi
Çevredekilerce yapılabilecekler:
Bu dönemde çevredekiler anneyi rahat
ettirmeye çalışmalı, bebek bakımına
yardım etmeli, anneye çocuğa çok iyi
bakabileceği şeklinde destekleyici
yaklaşımları olmalıdır. Eğer annenin
rahat ve huzurlu, umutlu, güvenli
olması sağlanamazsa, kişide daha
ileri bir durum olarak "doğum
sonrası depresyonu"
oluşabilmektedir.
2- Doğum Sonrası Depresyonu:
Doğum yapan kadınlarda % 10-15
arasında görülmektedir. Mutsuzluk,
ağlamaya hazır bir görünüm, gelecek
için umutsuzluk, karamsarlık,
kendini anne olarak yeterli
görememe, iştahta azalma, duygusal
durumda neşesizlik, sinirlilik
şeklinde aniden değişmelerin olması,
dikkatini bir konuşma ya da konuya
odaklayamama, kendini geçmiş ya da
bugün için suçlama, unutkanlık,
yorgunluk, cinsel isteksizlik, başka
bir vücutsal hastalığı olduğu
şeklinde "hipokondriyak" düşünceler,
intihar düşünceleri
bulunabilmektedir. Doğum öncesinden
doğumdan bir yıl sonrasına dek olan
dönemde kadınların % 15 inde
görülebilen bir rahatsızlıktır. Daha
önceki hamileliklerinden sonra, bu
şekilde bir dönem yaşayanlarda yarı
yarıya risk vardır.
Hamilelikte depresyon riskinin en
fazla 32 gebelik haftasında olduğu
ve riskin doğum sonrasında sekizinci
ayda en düşük düzeye indiği
saptanmıştır. Kişilerin % 60-70 i
bir yıl içinde iyileşir. Bireyler
kendilerini akşamları daha kötü
hissederler.
Tedavide ilaç tedavisi ile sonuç
alınamazsa elektroşok tedavisi
kullanılabilmektedir.
Doğum sonrası depresyonunda riski
arttıran etmenler:
Sorunlu evlilikler, sorunlu
birliktelikler, kişinin çocukluğunda
ya da gençliğinde ağır sorunlar
yaşaması, doğumun uzun sürmesi,
çocuğun doğumu, öncesi ve sonrasında
mutluluk veren bir ortamın olmaması,
annenin yakın çevresinin kişiye
destek olmaması, adet sorunları,
kişinin kadınlığa bakışı, algılayışı
ile ilgili sorunlar önemli risk
etmenleridir.
3- Doğum Sonrası Psikozu:
Yaklaşık olarak 500 kişide 1
oranında görülmektedir. Önceki
hamileliklerinde psikoz tablosu
görülenlerde risk 3 kişide 1 e
yükselmektedir.
Uykusuzluk, gerginlik, baş ağrıları,
duygusal açıdan aşırı tepkisellik,
huzursuzluk ve gün içinde sıkça
dalgalanan bir ruh hali ile
başlayabilen bu durum kendini her
tür kötü olayın sorumlusu olarak
görme, doğan çocuğun aslında kendi
çocuğu olmadığını, hatta doğumu bile
kendisinin yapmadığı, bebekte bir
sağlık sorunu olduğu, ona yeterince
bakamayacağı ve acı çektirebileceği
için onu ya da kendini öldürerek
acılara son verme düşünceleri,
bebeğini öldürmesi, kurban etmesi
yolunda olmayan sesler duyma
gözlenmektedir. Kendilerine zarar
verileceği, çevrelerinde olan
olayların kendilerine yönelik olup,
özel anlamları olduğu, haklarında
konuşulduğu şeklinde düşüncelerle
birlikte olabileceği gibi aşırı neşe
ya da öfke, yerinde duramama,
uyumaya gereksinim duymama, kendini
çok büyük, her türlü güce sahip ve
önemli bir kişi olarak algılama ve
bu yönde sesler duyup, ona göre
davranma gibi varsanı ve sanrı
dediğimiz belirtilerle de
seyredebilir. Bazen de nerede olup,
ne yaptığını bilememe, yaptıkları ve
yaşadıklarını unutma,
hatırlayamadığı kısımları kendine
göre uydurarak doldurma gibi
belirtiler konuşulan konu ya da
içinde yaşanan durumlara uygun
olmayan yüz ya da diğer vücut dili
ile yanıt verme, davranışlarda
yavaşlama veya saldırganlaşma
şeklinde olan değişimler
gözlenmektedir.
Doğumu izleyen ilk iki hafta içinde
başlayabilen bu durum erken dönemde
ve yeterince tedavi edilmezse
yıllarca sürebilen, tedavisi zor bir
hale dönüşebilmektedir.
Rahatsızlığın en üzücü tarafı bu
rahatsızlıkta hastaların % 4’ünde
rastlanabilen bebeği öldürme
davranışıdır. Bu nedenle hastalık
kişinin çevresince önemsenmeli ve
dikkatli olunmalıdır.
Tedavide anne ve bebeğin güvenliği
açısından hastaneye yatırılma,
emzirmenin kesilmesi ve ilaç
tedavisi, tedaviye yanıtsızlık ve
ölüm düşünceleri halinde ise
elektroşok tedavisi düşünülmelidir.